PARTİZAN : 1 Mayıs’ta öfkemizle sokakları tutuşturup haykıralım!

1 Mayıs yaklaşırken bir açıklama yayınlayan Partizan

1 Mayısta Öfkemizi Sokağın Gücüyle Birleştirelim! Emeğimizin Talanına, Kazanılmış Haklarımızın Gasp Edilmesine İzin Vermeyelim! dedi.

Partizan açıklaması şöyle devam ediyor ;

16 Nisan Cumhurbaşkanlığı referandumu nihayet bitti, sonu baştan belli sonuç tüm tartışma ve itirazlara rağmen ilan edildi ve “milli irade” bir kez daha sağlanmış oldu.  Referandum öncesi yüzde 60 beklentisini ifade eden R.T. Erdoğan, 16 Nisan akşamı, tüm hile ve kendi yasalarını ihlal ederek aldıkları yüzde 51’lik sonuçtan hiç memnun olmadığını gösteren bir konuşma yaparak referandumu noktaladı. OHAL koşullarında sandığa çağrılan kitleye devletin her türlü olanağı kullanılarak “Evet” mührü ezberlettirilmiş ancak tüm çabalara rağmen beklenen ve istenen sonuç alınamamıştır.

Sistem açısından yaşanan yönetme krizine çözüm olmayan referandum aksine krizin daha da derinleşerek devam edeceğinin güçlü sinyallerini vermiştir. Bu nedenledir ki referandumun hemen ertesinde önce MGK, ardından bakanlar kurulu toplanmış OHAL 4. kez uzatılmış ve savaş ve saldırı konseptinin tam gaz devam ettirilmesi kararlaştırılmıştır. Dönem içinde şovenizmi tırmandırarak yürütülen kampanyanın devam edeceğinin sinyalleri idam için “gerekirse referanduma gideriz” açıklamalarıyla çok net verilmiştir.  Sandıktan çıkacak her iki sonuç devletin ve şu anda iş başında olan AKP kliğinin hayata geçirdiği politikaları etkilemeyecek, “Hayırlı” bir demokrasi dönemi başlamayacaktı. Özellikle 15 Temmuz’un ardından trendi arttırılan saldırıların devam ettirileceği siyasal ve ekonomik gelişmeleri doğru yönde okuyan herkes için bilinen bir gerçekti. Bu anlamda referandumun ardından karanlık bir döneme girildi korkularını yaşamanın, bu korkuyu topluma empoze etmenin yanlışlığı her gün biraz daha ortaya çıkacaktır. ‘80 Anayasasını onaylama ve onaylatma uğraşındaki Hayırcı muhalefetin demokrasi dersi ve sandık aldatmacasının mevcut sistemde nasıl bir fiyaskoya dönüştüğü bir kez daha  ortaya çıkmıştır.

16 Nisan sonucuna itiraz eden ve sokağa çıkan kitlenin tepkisini ise yine sandık sonucuna muhalefet olarak okumak en başta önümüzdeki dönemi görmemek ve gözlerimizi gelecek döneme kapatmak anlamına gelecektir. Kimi yerlerde ses çıkarma kimi yerlerde sokağa çıkarak kendini gösteren tepkide sandık sonucuna duyulan tepki merkezli olsa da özünde devletin uyguladığı politikalara bir öfke mayalanmasını görmek gerekir. Ekonomik tabloyu tamamlayan siyasi tabloya tepkiyi en iyi anlatan slogan “Cizre’de katledilmeyen çocuklar hesabını soracak” sloganı olmuştur. Bir dizi yerde AKP karşıtlığı ile kendini gösteren tepkinin politikleşme eğilimini bu anlamda doğru okumak gerekir. Nitekim bu gerçeği gören ve farkına varan CHP eylemlerin 4. gününde “yeni bir kriz ve kaosla işimiz olmaz” açıklamasını yapmış ve “hukuksal, makul zeminde itirazımız devam edecek” diyerek sokağa ayar verme ve frene basma hamlesini yapmıştır. Devletin ise “ikinci bir Gezi’ye izin vermeyeceğiz” söylemiyle gözaltılara başlaması, sokağa çıkanların okullarından, işlerinden olacakları tehdidini savurması korkunun ve gerçekliğin farkında olmalarının bir göstergesidir. Zira uzun bir dönemdir yaratılan korku imparatorluğu ile yönetmeye halkın dur diyeceği gerçeğini kendileri de çok iyi bilmekteler.

Yine uluslararası planda referandum öncesi belirlenen çizginin devam ettirileceği, yani bu alanda da Suriye üzerinden emperyalistlerle bir “pazarlığın” sürdürüleceği görülmektedir. ABD’nin Suriye’ye yaptığı füze saldırısını ayakta alkışlamakla kalmamış, 17 Nisan’da yaptığı açıklamada “Fırat Kalkanı bizim için ilkti, daha yeni başlıyoruz” açıklamasında bulunarak yaşadıkları krizi savaşla aşacağının güçlü mesajlarını vermiştir. Referandum sonuçlarına ilişkin AGİT başta olmak üzere yapılan açıklamaları yine en iyi bildiği efelenme yoluyla savuşturmaya çalışmıştır.

Kitlelerin haklı öfkesini sandığa gömmeye çalışan Hayırcı muhalefetin ezber ettiği türkünün nakaratı da tek adam diktatörlüğüne hayır olmuştur. Devlet gerçeği, sistemin bugün neden AKP kliğine ihtiyaç duyduğu ve neden daha ihtiyaç duyacağı gibi gerçekler bir kenara bırakılarak, kitlelerin öfkesi sandığa yansıtılmaya çalışılmıştır.

Ülkedeki siyasi tablonun krizini ekonomik tablo tamamlamakta ve ortaya çıkan fotoğrafın egemenler açısından rengi gittikçe siyaha boyanmaktadır. Bir süredir ülke kaynaklarını emperyalistlere özelleştirme yoluyla peşkeş çekerek durumu idare etmeye çalışan sistem, gelinen aşamada bu kaynakları da tüketmiş durumdadır. Ekonominin ciddi bir çöküş içinde olduğu, ihracatın önemli oranda durduğu, turizmin sıfırlandığı, sanayi üretiminin minimum düzeyde olduğu, işsizliğin hızla arttığı, emperyalist şirketlerin yatırımlarını geri çektiği  bir Türkiye ekonomisidir karşımızda duran.

İşsizlik oranı yüzde 13’lere yükselmiş ve son yedi yılın en yüksek oranına ulaşmış durumdadır. Özellikle genç işsizler ordusunun ağırlıkta olduğu bu yüzdelik dilim toplumsal tepkinin nerelerde mayalanacağına da önemli veriler sunmaktadır. R.T. Erdoğan’ın patronlara istihdam çağrılarıyla çözüm bulmaya çalıştığı işsizlik sorunu ekonomik krizin derinleşmesine paralel olarak daha da artacağını görmek gerekir. Diplomalıların geleceksizlikle buluşan işsizlik hali bahsi edilen kutuplaşmanın da nerelerde nasıl yaşandığını anlatmaktadır. Tabloyu istatistik verilerden çıkarıp, emekçilerin yaşamlarında tekabül ettiği yoksullukla okuduğumuzda çok daha anlaşılır ve net olacaktır.

İşsizlik verileri tablonun bir yanını gösterirken tablonun işçi ve emekçiler cephesindeki görüntüsü de hiç iç açıcı durumda değildir. Kazanılmış bir dizi hakkın gasp edilmesini gündeme getiren, bunların bir kısmını OHAL vasıtasıyla gasp eden sistem yeni saldırıları da gündeme getirmektedir.  Her gün iş cinayetleri ile ölenlerin kefenleri çalışanların boynuna ses çıkarmamaları için asılmaktadır. Taşeron firmaların insafına terk edilen işçiler güvencesiz ve yarını belli olmayan koşullarda kölece çalıştırılmaktadır. Her kriz dönemi olduğu gibi Kıdem Tazminatının kaldırılması yeniden gündeme getirilmiş, işsizlik fonu, milyonlarca emekçinin alınteri patronlara peşkeş çekilmek istenmektedir. Krizin faturası işçi ve emekçilerin sırtına yığılmaya çalışılmaktadır.

2017 yılı 1 Mayısını işçi ve emekçiler bu tabloyla karşılayacaktır. İki ayı aşkın zaman diliminde gerçek sorunları unutturulan, gölgelenen ve sandık aldatmacasıyla oyalanan emekçilerin yaşamındaki bu gerçek her gün biraz daha hissedilecektir. Güvencesiz koşullarda iliğine kadar sömürülenler bir kez daha 1 Mayıs alanına akacak, tarihsel haklılığın yarattığı güçle taleplerini haykıracaktır. Sendikal örgütlülüklerin mevcut tabloda sınıfa yönelik saldırıları geri püskürtme, bunun için somut talepler etrafında işçi sınıfını harekete geçirme hedef ve cüretinin oldukça gerilediği durumda egemenlerin planlarını çok daha kolay hayata geçireceğini biliyoruz. Bu anlamda örgütlenmekten ve harekete geçmekten başka çıkar yolun olmadığını bir kez daha ezber ederek görevlerimizi tayin edeceğiz. Ezilenlerin öfkesini sokağın haklı ve meşru kavgasında büyütecek ve örgütleyeceğiz.

Kavga önümüzdeki dönem çok daha çetin, çok daha sert ve çok daha acımasız geçecek. Tüm baskı ve zor aygıtlarını devreye sokarak ezilenleri sindirmeye çalışan hakim sınıflarda artık işlerinin çok daha zor olduğunu biliyorlar. Zira yaptığı katliamların, tutuklamaların, baskının bir karşılığı olacak ve bu karşılık da elbette ki direnişle örülecektir. Bu direniş ateşini yakmanın ilk adresi 1 Mayıs olsun. Kıdem tazminatı hakkının gasp ettirmeyeceğimizi, taşeron çalışma sistemine geçit vermeyeceğimizi, iş cinayetlerine kurban gitmeyeceğimizi, yoğun sömürü sistemini ortadan kaldıracağımızı ilan ettiğimiz, en temel haklarımızı ve demokratik haklarımızı haykırdığımız bir 1 Mayıs olsun! İşçi sınıfının birlik-mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta öfkemizle sokakları tutuşturup haykıralım. Bu sistemi sokakta, barikat başında, fabrikada, tarlada örgütlenerek, direnerek yeneceğiz, oyunlarını, hesaplarını mücadele sahasında bozacağız.

 

PARTİZAN