HÜCREDE BEBEK VAR!

 

 

 

Madde 81 – (1)

 

Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

 

Madde 82 – (1) Kasten öldürme suçunun;

 

  1. a) Tasarlayarak,

 

  1. b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,

 

  1. e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı

 

 

İNTİHARA YÖNLENDİRME  

 

Madde 84 –

 

(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.

 

Peki tüm bunları neden yazının başında belirttim ?

 

Belirttiklerim Türk Anayasasında var olan suçlar ve suçlara karşılık gelen cezalardır. Çocuklarımızı, bebeklerimizi ve onların ebeveynlerini tutsak edenlerin işledikleri suçu ve cezalarını hatırlatmak istedim.

İşlenilen bu suçları neden insanı kasten öldürmek suçuna eş değer tuttuğumu gelişim kuramları ve gelecekte yaşanabilecek travmatik olaylar ile açıklamaya çalışacağım.

 

İnsan gelişimi doğumdan ölüme dek süren bir olaydır. Bu gelişim esnasında kritik zamanlar vardır. Kritik zaman insanın bir işi öğrenebileceği en uygun zaman gibi açıklanabilir. Örneğin, konuşma eylemi, okuma – yazma öğrenimi gibi.

 

Gelişim kuramcısı olan Erik Erikson’un öne sürdüğü gelişim evlerini açıklayarak yazıma devam edeceğim.

 

Erik Erikson, gelişimde kritik dönemler olduğuna inanmaktadır. Erikson’a göre, insanın yaşamında belli başlı sekiz kritik dönem vardır.Her dönemde de atlanması gereken bir kriz, bir çatışma bulunmaktadır. İnsanların sağlıklı bir kişilik kazanmalarında bu dönemlerin başarılı olarak atlanması gerekmektedir. Eğer bir dönemdeki kriz tam olarak çözümlenemezse bireyin yaşamının daha sonraki dönemlerinde de bu kriz devam eder, çözümleninceye kadar problem yaratır.

 

Gelişim evreleri 

 

1.Evre: Güvene karşı güvensizlik: Bu dönem, doğumdan bir yaşına kadar sürer.Bu dönemde bebekler, çevresindeki dünyaya güvenip güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler.Yaşamın ilk yılında çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması, büyük ölçüde anne yada onun yerine geçen yetişkine bağlıdır.Bir başka deyişle, anne yada onun yerine geçen yetişkinle kurulan ilişkinin niteliği temel güven duygusunun ve toplumsallaşmanın özünü oluşturmaktadır. Çocukta, iyimserlik ve mutlu olmanın temelleri atılır.

 

2.Evre: Bağımsızlığa Karşı Utanma ve Şüphecilik: Bu dönem on ikinci aydan üç yaşına kadar sürer.Bu dönemde çocukların çoğu yürümekte, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşmaktadır.Çocuklar artık tümüyle başkalarına bağılı kalmak istemezler.Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuk, öz saygısını yitirmeksizin kendi kontrolünü kazanabilmesi için, özgürlüğü hissetmesi gerekmektedir.Kendi kendine yemek yeme, eşyalarını toplama, giyinme ve soyunma, giysisini seçme, karşılaştığı bazı problemleri çözme çabalarında teşvik edilmelidir.Böylece çocukta bağımsızlık duygusunu temelleri atılır.Kendi kendini kontrol etme ve saygının özü bu dönemde oluşur.

 

3.Evre: Girişkenliğe Karşı Suçluluk Duyma: Girişkenliğe karşı suçluluk duyma, üç yaşından altı yaşına kadar olan dönemdir.Çocuğun motor ve dil gelişimi, onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına, daha atılgan olmasına olanak verir.Gerek anne-baba gerekse okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenler çocuğun koşmasına,atlamasına,oynamasına izin verilmelidir ki çocukta girişkenlik duygusu gelişebilsin.Doğal merakından dolayı çok sık azarlanan ve engellenen çocukta, suçluluk duygusu var olur.

 

Erikson’un, gelişim kuramının bir bölümü yukarıda belirttiğim düşüncelerden oluşmaktadır. Erikson’un ” Girişkenliğe karşı suçluluk duyma ” kavramının üzerinde düşünürsek, Erikson bu kavramında motor ve dil gelişimi, fiziksel ve sosyal çevresini, aile üyelerinin, okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenlerinin çocuğun koşmasına ve oynamasına izin vermesi gerektiğini söylemektedir. Aksi takdirde çocukta girişkenlik duygusunun gelişmeyeceğini belirtmektedir. Tutsak edilen çocukları düşünürsek, koşacakları bir bahçe, oynayacakları arkadaşları, sosyal hiçbir çevresi bulunmamaktadır.

Bir çocuğun dil ve motor beceleri gelişiminde akran ilişkileri ve eğitim yaşantısal bir etkiye sahiptir. Bundan mahrum bırakılan tutsak edilmiş çocuğun bu becelerden de mahrum kalacaktır. Tüm bu mahrum bırakılmalar onun gelecekte içe kapanık, yaşamaktan korkan biri haline getirecektir. Yaşamaktan korkan bir birey elbette yaşamak istemeyecektir, yani işlenilen bu mahrum bırakma suçu başka bir deyişle intihara yönlendirmedir.

 

2.Evreye değinirsek, Erikson bu evrede çocuğun öz saygınlığının farkına vardığını ve kendisini özgür hissetmesi gerektiğini dile getirmiştir. Taş beton duvarlar ardında her sabah sayım için hazır ola geçen bir çocuğun özgür olduğundan bahsedecek halimiz elbette yoktur ve bu baskının onun öz saygınlığını yerle bir ettiğini söylemek doğru olsa gerek.

 

1.Evre ise, bebeğin çevresine güvenip güvenmeyeceğini belirleme dönemidir. Bebek bu dönemde her iki ebeveyninde yanında olmalı ve her iki ebeveynininde özel ilgisini görmek zorundadır. Dünyaya doğuştan güven duymamış bir bebeğin gelecekteki hayatında mutlu olacağını söylemek imkansız olacaktır.

 

 

Gelişimi eksik bırakılan çocukların, geleceği de çalınmaktadır. Bir bebeğin veya bir çocuğun gözlerinin göreceği son yer hapishane duvarlarıdır. Bir çocuğu anne veya babasından ayrı düşürmek suçtur, üstelik yalnızca insanlık suçu değil, anayasal suçtur.

Bir insanın geleceğini elinden almak, kasten insan öldürmektir, onu baş edemeyeceği travmalara maruz bırakmak intihara yönlendirmektir.

Bir YDG okuru